Mikroenjeksiyon nedir? Ne için ihtiyaç duyulur?

Mikroenjeksiyon nedir? Ne için ihtiyaç duyulur?

Mikroenjeksiyon nedir? Ne için ihtiyaç duyulur?

Tüp bebek tedavisinin başarı oranının, diğer doğurganlık tedavilerine oranla daha yüksek olmasındaki temel neden tüp bebek tedavisini destekleyecek birçok prosedürün gelişmiş olmasıdır. Mikroenjeksiyon yöntemi de bu prosedürlerden biridir ve bebek sahibi olmak isteyen birçok çift için önemli bir gelişmedir.

Mikroenjeksiyon nedir?

İntrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI) olarak da bilinen mikroenjeksiyon, tüp bebek tedavisi için özel olarak uygulanan bir yöntemdir. Laboratuvar ortamında gerçekleştirilen mikroenjeksiyon prosedürü sırasında bir sperm hücresi, doğrudan oositin sitoplazmasına enjekte edilir. Uygulanma şeklinden dolayı mikroenjeksiyon ismiyle bilinen bu tedavi,  1992 yılından günümüze dek başarıyla gerçekleştirilmektedir.

Spermin olgun oositlere enjekte edilmesine ilişkin teknikler, ilk olarak 1980’lerin başında Avustralya’daki Monash Üniversitesi’ndeki bilim adamları tarafından geliştirilmiştir. İlk zamanlarda prosedür, yumurtanın zona pellusida kısmına yani dış kabuğuna birkaç hareketli sperm enjekte edilmesini içermiştir.

Bilim insanları, 1987 yılında yumurta ve fare spermini kullanarak ilk mikroenjeksiyon tekniğini dünyaya tanıtmıştır. Bu teknik farelerin yumurtalarını döllemek için nispeten etkiliyken, insanlara uygulandığında çok daha düşük döllenme oranları meydana gelmiştir. Bunun nedeni, fareler ve insanların üreme fonksiyonları arasındaki farklılıklardır. Daha sonra günümüzde de uygulanan mikroenjeksiyon yöntemi geliştirilmiş ve hayvanlarda düşük başarı gösterirken, insanlarda son derece etkili sonuçlar vermiştir.

Mikroenjeksiyon prosedürü kullanılarak oluşturulan gebelik sonucunda meydana gelen ilk canlı doğum 1992 yılında gerçekleştirilmiştir. İntrasitoplazmik sperm enjeksiyonu o zamanlardan itibaren, geleneksel tüp bebek tedavisi teknikleriyle etkili bir şekilde uygulanmakla ve tedavi edilmeyen anormal semen parametrelerine bağlı kısırlık tedavisinde devrim yaratmaya devam etmektedir.  Mikroenjeksiyon kullanımı, erkek faktörü kısırlığı için oldukça başarılı bir tedavi olması nedeniyle her geçen yıl daha fazla sayıda uygulanmaya başlanmıştır.

Mikroenjeksiyon ne için kullanılır?

Klasik tüp bebek tedavi metotlarının gebelik için yeterli gelmemesi durumunda, mikroenjeksiyon yöntemine ihtiyaç duyulur.

  • Sperm özelliklerinde şiddetli bozuklukların tespit edilmesi,
  • Kadındaki yumurta hücresi kalitesinin düşük olması,
  • Az miktarda yumurta hücresinin bulunması,
  • Yumurta ile spermin döllenme oranının düşük olması,
  • Klasik tüp bebek metotlarının denenmiş fakat başarıya ulaşılamamış olması,
  • Sperme yalnızca testis biyopsisi ile ulaşılabilmesi gibi durumlarda mikroenjeksiyon prosedürü tercih edilebilir.

Mikroenjeksiyon aşamaları nelerdir?

Alınan sperm ve oositler kullanımdan önce yıkanmalı ve daha sonra mikroskop altında incelenerek enjeksiyon işlemi için en uygun olanlar seçilmelidir. Enjeksiyon için seçilen sperm hücreleri tercihen hareketli olmalı ve morfolojik anormallikler göstermemelidir. Mikroenjeksiyonun temel amacı, hareketli sperm bulunmayan şiddetli erkek faktörü kısırlığının üstesinden gelmektir. Bu nedenle başarı oranı hareketli spermlerin seçimine bağlı değildir, ancak hareketsiz sperm kullanıldığında döllenme oranı çok daha düşüktür.

Spermler, klasik mastürbasyon tekniği kullanılarak alınıyor ve hareketsiz olduğu görülüyorsa; biyopsi yöntemiyle testislerden veya epidymal tüpten sperm alınmaya çalışabilir. Bu yöntemle alınan spermlerin, klasik yöntemle alınan spermlere oranla daha yüksek döllenme şansının olduğu bilinmektedir.

Sperm süspansiyonları genellikle kimyasallar kullanılarak seyreltilir. Bu işlem sonrasında sperm daha serbest bir şekilde hareket eder ve mikroskop altında daha kolay işlenebilir.

Sperm ve oositler hazırlandıktan sonra enjeksiyon işlemi başlayabilir. Enjeksiyon işlemi için iki mikrocerrahi alet gerekir. Yumurta hücresinin işlem boyunca manipüle edilmesi için standart bir tutma pipeti kullanılır. Sperm hücresini süspansiyon içerisinden almak ve oositlere enjekte etmek için ise eğimli, keskinleştirilmiş bir enjeksiyon pipeti kullanılır. Seçilen sperm hücresi, önce süspansiyon içerisinden alınır. Alınma işlemi esnasında spermin kuyruğu hizalanır ve pipete çekilir. Spermin kuyruğundan çekilmesi, yumurta içerisine ilk önce spermin baş kısmının enjekte edilecek olmasından kaynaklanır.

Sperm enjekte edilen pipet, öncelikle yumurtanın içine, daha sonra zona pellucida ve son olarak da yumurta hücresinin çekirdeğini koruyan plazma zarına doğru yavaşça ilerletilir. Plazma zarı genellikle kendiliğinden kırılır; ancak bu gerçekleşmezse işlemi gerçekleştiren uzman, enjeksiyon pipetini kullanarak zarı hafifçe parçalayabilir. Plazma zarı yırtıldıktan sonra sıvı pipete geri akar. Daha sonra sperm, dikkatlice yumurtanın çekirdeğine bırakılır ve pipet çekilerek prosedür tamamlanır.

Enjekte edilen yumurta, işlemden sonraki 16-20 saat boyunca kültürlenir ve döllenme durumu değerlendirilir. Normal olarak döllenen oositler, anormal döllenmelerden veya döllenmemiş oositlerden ayrılır.

Normal olarak döllenmiş oositlerin büyümelerini kolaylaştırmak için yeni bir ortamı gerçekleşirken, henüz döllenememiş oositler geç döllenme ihtimaline karşı ortamda bırakılır. Döllenmiş embriyolar implantasyon veya kriyoprezervasyon işlemi için yeteri kadar büyüyene dek bekletilir. Embriyoların bekletilme süresi genellikle 2 ile 5 gün arasında değişkenlik gösterebilir.

Bekleme süresi sonucunda en iyi embriyo seçilir ve transfer işlemi için hazırlık yapılır. Uzman bir hekim tarafından esnek ve pürüzsüz bir kateter içerisine alınan embriyo, vajina yoluyla rahime dek ilerletilir. Bu esnada rahime ulaşılıp ulaşılmadığı ultrason ile denetlenir. Rahime bırakılan embriyo veya embriyolardan sonra kateter dışarı çıkarılarak işlem sonlanır. Bu işlem birkaç dakika sürer ve acısız olduğu için genellikle anestezi kullanılmamaktadır.

Mikroenjeksiyon riskleri nelerdir?

Mikroenjeksiyon ile klasik bir tüp bebek tedavisi sonucunda oluşabilecek riskler genellikle aynıdır. Hormon tedavisi sonrasında yorgunluk, duygu durum dalgalanmaları, baş ağrıları ve şişkinlik gibi komplikasyonlar görülebilir. Aşırı uyarılma sendromu ise, oosit alımından sonra oluşabilecek başka bir komplikasyonudur. Yumurta toplama işleminden sonra ise, bazı durumlarda kanama veya enfeksiyon oluşabilir. Tüm bu riskler nadir olarak görülmektedir.

Birden fazla hamilelik veya yüksek derecede çoklu hamilelik şansı, birden fazla embriyonun rahime aktarılmasının bir sonucu olarak artış gösterebilir.

İntrasitoplazmik sperm enjeksiyonu ile ilişkili bazı riskler ve sınırlamalar vardır. Mikroenjeksiyon yönteminin ülkemizde uygulanma tarihi çok fazla eski değildir ve bu nedenle mikroenjeksiyon yöntemiyle gebe kalan kişilerin sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkileri büyük ölçüde bilinmemektedir.

Mikroenjeksiyon yönteminin, doğum kusurları oranını artırabileceğine dair bazı endişeler vardır. Bununla ilgili olarak yapılan araştırmaların sonucunda normal yolla oluşan veya mikroenjeksiyon ile oluşan gebeliklerde meydana gelen doğum kusurları oranında önemli bir fark olmadığını bildirilmiştir.  

Mikroenjeksiyon yöntemiyle ilgili diğer bir endişe ise, bu prosedürün sonucunda doğan bebeklerin doğuştan anormalliklere sahip olma ihtimalinin daha fazla olmasıdır.  Bunun nedeni, mikroenjeksiyon esnasında kromozomal ve genetik anormallikleri olan spermler de dahil olmak üzere morfolojik bozuklukları bulunan anormal spermlerin de döllendirilebilmesidir.  

Mikroenjeksiyon yöntemi başarılı mıdır?

Mikroenjeksiyon yöntemi kullanılarak yapılan tüp bebek tedavilerinin başarı oranını etkileyen en büyük iki faktörden biri kadının yaşı, diğeri ise spermin hangi oranda anormal bozukluğa sahip olduğudur. Tüm bu etkenlere rağmen mikroenjeksiyon uygulanan 30 yaşından küçük kadınlarda başarı oranı yaklaşık olarak %35 oranındadır. 40 yaş ve üzeri kadınlarda ise bu oran %10’a gerilemektedir.

Mikroenjeksiyon yöntemi ile hamile kalanlar nelere dikkat etmelidir?

Mikroenjeksiyon yöntemiyle hamile kalanlar ile diğer yöntemlerle hamile kalan kadınlar arasında hiçbir fark oluşmamaktadır. Fakat kadının yaşının 35 ve üzeri olması, tedavi sonucunda çoğul gebeliklerin oluşması gibi durumlar riskli olarak kabul edileceği için; gebenin devamlı olarak kontrol altında olması gerekebilir.

Kaynak:

https://ivoxtupbebekmerkezi.com/mikroenjeksiyon-icsi-nedir-tup-bebek-arasindaki-farki-nedir/

YORUM ALANI

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.